IŞIK MENDERES

DOKUNMAK SEVMEKTİR - I


DOKUNMAK SEVMEKTİR - I

Dokunarak kurduğumuz iletişim, insan ilişkilerini kuran en güçlü yoldur, tecrübenin temelidir. - Ashley Montagu

Yaşama anlam veren ve bizi insanlığın zirvesine taşıyan sıcacık duyguların fiziksel bir ifadeye ihtiyacı vardır. Şefkatli bir dokunuşun bedene ve ruha gönderdiği enerjiyle hemen her zaman rahatlar; varlığımızın onaylandığını, duygularımızın canlandığını, garip bir biçimde hayata daha fazla bağlandığımızı hissederiz... Son yarım yüzyıldır yapılan bilimsel araştırmalar, dokunmanın ve dokunulmanın insan sağlığı ve mutluluğu açısından çok önemli olduğunu; çocukların zihinsel, duygusal ve bedensel gelişiminde hayati bir rol oynadığını; fiziksel temastan mahrum kalan bebeklerin öldüğünü gösteriyor. Sarılmak, okşanmak, el ele tutuşmak, hatta çoğu kez dikkat etmediğimiz ufak dokunuşlar bile bedendeki fazla enerjinin topraklanmasına, sinir sisteminin rahatlamasına yarıyor. Stres ve acıya panzehir etkisi yapıyor. Hastalıklara karşı verdiğimiz savaşı kolaylaştırıyor. Dünyadaki yerimizi belirliyor. Ruh halimizi değiştirerek yaşama daha pozitif bakmamızı sağladığı gibi ilişkilerimizi de derinleştiriyor. Yetişkin bir erkekte kapladığı 19 bin cm2 karelik alanla bedendeki en geniş duyu organı olan deride ısıyı, dokunuşu, acıyı ve basıncı algılayan 640 bin reseptör bulunmakta. Dışardan gelen stimüliye devamlı açık olan derinin tatlı, yumuşacık bir dokunuşla birlikte beyne gönderdiği mesajlar biyo-kimyasal ve biyo-enerjetik sistemler üzerinde etki yapıyor. Yani, kendimizi iyi hissetmemize yarayan hormon salgılarını stimüle ediyor. Psikolog Virgina Satir, yaşamı sürdürebilmemiz için günde dört; duygusal/ruhsal sağlığımızı koruyabilmemiz için sekiz; gelişebilmemiz için on iki kez kucaklaşmak gerektiğini söylese de biz, modern insanın dokunmakla dokunmamak arasında büyük bir ikilem içinde kaldığına, gittikçe yalnızlaştığına şahit oluyoruz. Birbirlerine yakınlık duyan kişilerin, işe cinsiyeti ve seksüel imaları katmadan sarılmaları kadar normal ve güzel bir şey daha olabilir mi? Zaman-mekân ötesi bir yerde her an sevgiyi paylaşan, o planda bütünleşmenin gerçeğini bu boyuta da aktaran ruhların böylesi bir enerjiyi fiziksel şefkat göstermeden ifade etmeye çalışmaları absürd değil mi? Çocuklukla yetişkinlik arasında bir yerde, dışarıya uzanmak, oradaki güzellikleri duyumsamak isterken; tabularla, korkularla, ayıp ve günahlarla dikte edilen davranış biçimleri hareket kabiliyetimizi sınırladı. Bedenimiz ve yüreğimiz bu yüzden kasıldı. Evren gibi genişlememiz gerekirken, kendimizi kurallara boğulmuş küçük, kısır ve şekilciliğe uyan bir dünyanın içinde bulduk. Okşanmaya hasret kalarak... Psikologların, sosyologların, anropologların ve sağduyusunu yitirmemiş olanların vardığı ortak kanı şu: Fiziksel temasın azlığı, insanlarla aramıza bariyerler koymamıza, içimizdeki o ayrılık duygusunu pekiştirerek, susuz kalan bir çiçek gibi ruhun solmasına yol açıyor. Bu nedenle devreye giren doğal bir kompansasyon mekanizması, kişinin kendini çeşitli aktivitelere kaptırmasına, hatta dine vermesine, bol yemek yemesine, içki içmesine, salt seks peşinde koşmasına neden oluyor. Unutmadan ilave etmek isterim ki, dokunuşun gerisindeki niyet kadar, kalitesi de önemlidir. Psikolojik yaralara şifa veren, ruha merhem gibi gelen her dokunuşta kalp vardır. Zira eller, kalbin uzantısıdır... Karşısındakinin tanrısallığını görebilen, dokunmanın mucizeler yarattığını bilen, sadece bu bilinçle hareket eder.

NOT: IŞIK MENDERES RADİKAL GAZETESİ YAZARIDIR. KÖŞE YAZILARI İLGİLİ YAYINDAN VE KİTAPLARINDAN ALINTIDIR.



Yorumlar

Bu Köşe Yazısına Daha Önce Yorum Yapılmamış.