MELTEM DOĞANAY

TASAVVUFUN KAYNAKLARI VE İSLAMİ BAKIŞ


TASAVVUFUN KAYNAKLARI VE İSLAMİ BAKIŞ

Bilindiği gibi ;  araştırmaların sonucundaki bazı bulgular ve yorumları ve  de mantığı doğrultusunda edinilen bilgiler ; Avrupa 'daki Türklüğün ve Türk soyunun büyük  bir bölümünün ; Balkanlar dediğimiz bugünkü Makedonya ; Bulgar - Hun eşleşmesi , Peçenek - Boşnak , Arnavut eşleşmesi gibi köklü bir Türklükten geldiğini, burada yaşamış olan Germenler yani bugünkü Almanların da , bu tip eşleşmeler niteliğinde Türk boylarının kültür ve yapısı ile oluştuğunu gösteriyor..

Aynı zamanda bugünkü Orta Doğu dediğimiz , tarihin Mezopotamya ' sı,Orta Asya, Ön Asya , Moğolistan , Japon kıyılarını kapsayan önemli bölgeler hep Türklük ve Türk kültürü ile yoğrulmuş bir temel üzerine inşa edilmiştir ..

Ne kadar göçler , savaşlar , devlet değişimleri olsa da , bazen bir Türk devletini   yeni bir Türk Devleti yıkarak  yeniden kurmuştur..

Hatta hemen hemen Dünya'nın tümünü

Elinde tutma yeteneğine , ilim , bilgi , manevi kültür , Devlet adamlığı gibi önemli değerlere sahip ; " Büyük İskender " in  bile Türk olduğuna dair bulguları , her geçen gün artmaktadır..

Her zaman Türk kültürü , inanç ve yapısı , maneviyatı , devlet yönetim sistemleri , toplu yaşayış kanun ve hukukları , adaleti , daima resmi bir özellik taşımış , şekillenerek bugünlere kadar gelmiştir..

Yani bugünkü Dünya nizamında önemli rol üstlenen sistemler bütününü oluşturmuş özel  bir  Toplumdan bahsediyoruz.. Türklüğün bu özelliklere sahip olmasındaki en önemli etken ,  maneviyatı ve inançları olmuştur..

Peki, Büyük Önder Mustafa Kemâl Atatürk ' ün " Türklüğün özünü ve varlığını " bu kadar önemseyerek kurduğu " Türkiye Cumhuriyeti ",  neden " Ne mutlu Türküm diyene " sözü ile bütünleşmiş bir maneviyata sahiptir sizce? Bu sözün içindeki gizem nedir?

Hemen başlayalım anlatmaya :Türklüğün insani değerleri , toplumlardaki her tip insanı önemseyen ve değer veren kuralları , eşitlik ve  adalete bağlılığı , inancındaki  evrensel nitelik , ananevi değerleri , özgürlüğe olan bağı , yaratanına en doğru ve gerçek formdan yaklaşma dürtüsü ve eğilimi gibi özünde taşıdığı özellikler ve  de en önemlisi ; İslamiyet’i yaradılış özünden yorumlayarak mutluluğa açılan kapı olan "  TÜRK TASAVVUF KÜLTÜRÜ" bu gizemin önemli bir bölümünü oluşturur..

Bütün bu saydığımız değerlere ulaşırken bir temel inanç sistemi oluşmuştu tarihteki Türklerde..

Seçtikleri bu temel inanç sisteminin adı.." ŞAMANİZM " idi..

Türkler bu inanç sitili ile Kuran - ı Kerimimizin öngördüğü İslami bakışı, binlerce yıl önceden yaşamaya başlamıştı bile...

Çünkü Şaman dininde; doğaya saygı, insana saygı olguları gibi, Evren ve Yaratıcı arasında büyük bir bağ vardı. .İyi ve iyilik yapan bir insan olma gayesi üzerine kurulmuş esasların yanında , bugünkü günah ve sevap dediğimiz yaptırımların yerini ;  bir anlamda iyilikler ve kötülükler almıştı ve de tek Tanrı ' ya inanılırdı..

Atalardan ve dedelerden aldıkları bilgiler ve bu bilgilerin yeni nesillere aktarımı ve de korunması en önemli temel varlığı arasındaydı Şamanizm’in…

Bu inanç biçimi ; dinsel yaptırımlardan ziyade ,  dinin varmak istediği gayeye ; özgürlük , doğa ve tüm yaratılanı  sevme , iyi ve yardımsever bir insan olma , eğitim ve bu eğitimi sanat ve sembollerle anlatım gibi esnek , hür bakış , sevgi , vicdan ve bu inanç bütünlüğüne bağlılıkla ulaşırdı..

Türklüğün İslâmiyet yolculuğundaki olgunlaştığı durak olan Türk Tasavvufu ; Şamanizm’den olduğu gibi , Eflâtun ve Budizm’den de dokunuşlar almıştır..

Türk Tasavvufunun düzenli ritüele oturmasında önemli bir hazine olan Hacı Bektaş -i Veli , İlham ve esaslarını ; Horasan erlerini eğiterek ,Türklük ve Tasavvuf okulunu kuran"  Pir - i Türkistan Ahmed Yesevi " den almış ve gönülden gönüle , ilden ile tüm dünyayı gezme , öze işleme olgunluğuna sahip olmuştur..

Bu bağlamda ; Türklüğün İslamiyet’i resmi bir din olarak , resmen onaylaması ve kabulü ise , yine Hoca Ahmed Yesevi döneminde olduğu bulguları çoğunluktadır..

Bu etkileşimin şöyle zuhur ettiğinin bilgisi yoğunluk kazanmaktadır:

Peygamber Efendimiz Hakka  yürüdükten epey sonra , O 'nun medresesi ve yolu ,  yılmadan devam ederken ; İran ' da bu yolda yetişen büyük Mutasavvıf , filozof ve İslami felsefenin önde gelen tasavvufçuları akın akın Hoca Ahmed  Yesevi ' ye ulaşmışlar ve böylelikle iki taraf arasında güçlü bir manevi  etkileşim , bilgi ve kültür alışverişi İlmi bir sonuca ulaşmış ve böylelikle  Türkler , Kutsal kitabımız olan " Kuran - ı Kerim "  i , baz  alarak resmen İslamiyet’i kabul etmiştir..

Böylelikle Türk Tasavvufu  " insan - ı Kâmil  olmayı hedef seçmiş olan yoluna , nadide rehberimiz Kutsal kitabımızı da alarak devam eder..

Tasavvufumuz , binlerce yıllık Türk inanç kültüründen kattıkları ile yola devam ederken , tıpkı Şamanizm’de olduğu gibi duyguları sembollerle  anlatmaya benzeyen bir yapıdan yola çıkan  eğitiminde  ; görünenin arkasındaki görünmeyeni bulma , çözme ve anlama sanatı ile bağdaşmayı seçer..

Türk Tasavvufunun Mihenk taşı olan Hoca Ahmed Yesevi ' ye sormuşlar:

Müslüman mısın? Bize anlatabilir misin? diye…

Pir - i Türkistan cevap vermiş:

Elhamdülillah Müslümanım ve Türküm demiş..

Soranlar cevabın iki tane olmasına şaşkın bakarken şöyle cevabına devam etmiş Hoca Yesevi:

Müslümanlık  bir dindir , Türklük ise bir kader !!

Sevgi ile...

Meltem ' ce...



Yorumlar

Bu Köşe Yazısına Daha Önce Yorum Yapılmamış.